Sunday, July 31, 2016

öylesine!

hayat denilen ne uzun ne bitmeyen bi yol, sen ne gördün ne yaşadın diye soranlara artık verebileceğimiz bir cevabımız var. darbenin darbesinin darbesini gördük. uzunca bir yolun kısacık ömrüne bunları da sıkıştırdık ya artık daha ne olsun. bunlar da yazıldı kalbimizin bir kenarına. çizilenleri yazmıyorum bile. çizikler ki hiçbir zaman unutulmayacak. bizler şiddetin her türlüsüne karşıyız ve hiçbir şekilde olan yada olabilecek olan bu tür şeyleri tasvip etmiyoruz. etmeyeceğizde. darbenin etkilerini gördük, yüzlerce tasfiye, yüzlerce tutuklu vs.vs. kim vatanın namusuna ihanet etmişse cezasını elbet çekmeli. gerçi yazık oldu ömürlere, ailelere, çocuklara. değer miydi bilmiyorum, değdi mi bilmiyorum. yazık oldu sadece. keşke böyle olmasaydı. keşke yaşamasaydık bunları. olayın birde başka türlü bir yüzü var ki allah bizleri korudu ve çok şükür ki gerçekleşmedi. ya gerçekleşseydi. yine binlerce masum tutuklu ve daha kötü aklımıza getiremeyeceğimiz bir sürü olay. aklımıza getirmiyoruz, getirmeyelim başımıza gelmesin. allah beterlerinden bizi korusun. bu girişim bir şer gibi görünse de çok büyük bir şerrin kökünü kazımak için belki hayır olabilir.

hayır ve şer. hayır ve şer denilen şeyler bizim kesinlikle ve kesinlikle anlayabileceğimiz şeyler değiller. olan mutlaka hayırlıdır, olacak olan ise zaten olacaktır, hayır mı şer mi bilinmez ama olmuşsa hayırlıdır. peki şer nedir. :) kaza? yada en büyük soru, kader? biraz kafa kurcalayıcı bir konu ve çoğu kişi bu konu hakkında pek konuşmaz. konuşmak istemez. peki siz ister misiniz?

herkesin hayatında hassas olduğu noktalar var mutlaka, bu soruları sorduğunuzda bazen afaroz edilebiliyorsunuz aman dikkat. hatta edilmiş bile olabilirsiniz farkında olmadan. gözlerinizi kapatıp açmanıza bakar bazıları için sizin hakkınızda verilen kararlar. bir de bakmışsınız ki gitmişler. siz hala ne, nasıl diye anlamaya çalışıp sağa sola bakarken onlar çoktaaan yeni bir yol bile çizerler kendilerine. insanları hayatlarımızdan çıkarmak ne kolay. peki hayatlarımıza sokmak? tanımak tanışmak anlaşmak ve şimdilerde değişik değişik hesaplar, hesap güden samimi olabilir mi? peki siz ne kadar samimisiniz? 

size çok net ve kısa samimi bir söz paylaşayım sevgili okuyucu, “yalnızlık insana çok şey öğretirmiş. ama sen gitme, ben cahil kalayım” demiş nazım. ne kadar güzel ve samimice söylemiş. yalnızlık çok şey öğretirmiş insana, hele bir de yalnız bırakılmışsanız bir yolda. mesela bi kaç yaş birden atıyorsunuz bu süreçte. yalnız bırakılmışlık yakar. bırakan ne kadar samimi ise yangını da o kadar büyük olur. bu yangın öyle bir pişirir ki canlı çıkabilirseniz o ateşten başka hiçbir şey kolay kolay öldürmez. çünkü ciğeriniz yanmıştır. kalbiniz yanmıştır. içiniz acımıştır. acımış olan kolay kolay tekrar acımaz. sanki oraya nükleer bomba atılmışta bir daha yeşermeyeceğini düşünürsünüz. bi ağırlık kalır orada, yığıntı, deprem sonrası enkaz misali. göçük altında kalan güzel duygular havasızlıktan yani onsuzluktan boğulup giderler dönmeyecekmişçesine. acının tarifi yok aslında. çeken bilir. bunlar kara cümleler. kara cümleler ise kömür oladan çıkmaz. kara cümleler için affet sevgili okuyucu.

çok şey öğrenirsiniz, darbe'yi duyduğunuzda nasıl ki öğrendiniz. ohal, buhal, ihraç, sıkı yönetim, ihanet, vs vs. işte ayrılık hasretlik de çok şey öğretirmiş insana. bildiğini sandığınız şeyleri bilmekten geçip anlıyorsunuz, daha önce de bahsetmiştim. mesela emre aydın’ı anlıyorsunuz bu sefer böyle söyleyim :) . onun yazdıklarını anlıyorsunuz. onun şarkıları daha bi manidar gelir bu geçişte. basamak basamak aşarsınız anlamları. aslında bütün şarkılar onu söylermiş bunu görürsünüz. dünyevi duygulardan geçip, ilahi aşk’ı anlarsınız. onu yaşamak ise marifet tabi ki. işte bu yüzden ayrılık hasretlik bazen kâr edermiş cana. sevgiyi, gönlü, fedakarlığı öğrenirsiniz, canı öğrenirsiniz ve cananı ve ağyarı. bir de ihanet vardır ama öğrenmek yürek ister, yüreği öğrendiğinizde onunlada yüzleşirsiniz. ihanet ile yüzleşmek zor. çok şey öğrenirsiniz ama yavaş yavaş ama hızlı hızlı. mesela leyladan mevlaya yol olduğunu görürsünüz. gönül. peki siz öğrendiniz mi hiç?

bunların hepsini bir fırtına gibi düşünün ve siz denizin ortasında küçücük bir gemi. batmamaya çalışıyorsunuz elinizden gönlünüzden geldiğince. bir tarafta şiddetli yangınlar hem de en deruni bir şekilde. bir tarafta azgın dalgalar hem de en sersericesine. siz ise küçücük bir gemi.


dalgalar birgün durulup çekildiğinde belki siz kıyıya vurduğunuzda yada yaşadığınızı hisettiğiniz o ilk anda yüzünüzde acı bir tebessüm kalır. bir gülüşü yaşamak zorunda kalırsınız işte bu an. ardını göstermemek adına daha da güldüğünüzde derinlere gider ve orada hala birşeylerin olduğunu hissedersiniz. tebessümün gerçek mi yada sadece bir tebessüm mü olduğunu anlamak için kalbinizi yoklarsınız bir kağıt ve kalemle alıp içinizi dökersiniz. eğer dökebilmişseniz samimi bir şekilde tesir edersiniz başka bir kalbe satırlarınızla. değilseniz siz hala fırtınadasınız demektir tüm karmaşanızla...

irfan...

No comments: