Friday, July 15, 2016

bülbülü anlamak



bülbülü anlamak

bazı anlar vardır ki yani bazı yaşanmışlıklar ne tarif etmek için bir kelime bulabilirsiniz ne de tarif etmeye derman. karmaşık kelimesinin hakkını veren durumlardır bu zamanlar. ayırt etmek zordur hayır mı şer, şer mi hayır. siz hiç karmaşık oldunuz mu? garip bir soru oldu. karmaşık ne demek ki?

aslında susup bir köşeye çekilip herkesten ve her şeyden uzak yalnızca gerçek sevgiliye yakın yaşamak da vardı. zor olan hangisi, her şeyi bırakmak mı yoksa gerçek sevgiliye yakın olmak mı? hangisi zor bilmiyorum. kolay ne onu da bilmiyorum. insanı anlamak çok zor. insana mana yüklemek güzel ama yanıla biliyorsunuz, güzel dediğiniz aslında baktığınızda arka planda, neyse sustum. siz, siz olun, vallahi tavsiye de veremiyorum çünkü gerçekten anlamak çok zor. en güzeli anlamaya çalışmaktan vazgeçmek, yapabilir misiniz? bu soruya da cevap veremiyorum. yaparım diyen yapmayabiliyor çünkü. bir güvensizlik durumu ortaya çıkıyor bu sebeple. insan güvenmeden nasıl yaşayabilir ki? bu şekilde yaşamak ne kadar samimi olabilir ki, hep bir tereddüt hep bir acaba mı korkusu? neden bu kadar yorduk birbirimizi. halbuki doğru olmak bir değil miydi? hani nerede güzel kelimelerin hakkı? hani nerede sevginin karşılığı? doğru olmak bir idi tabi ki ama herkese değil. herkesle değil. geleceği hiçbirimiz bilemeyiz. gelecek takdiri ilahidir. kişiler her zaman değişebilir. önemli olan senin nasıl olduğundur. senin ne yaptığındır doğru olmak adına. acabalar hep olacak ama durarak da aşılmaz. yani yaşanmadan bilinmez.

kaç defa bir dilenciye derin bir gözle baktınız. dilencileri bilirsiniz değil mi. Allah düşürmesin yardım muhtaç kişiler olarak biliriz onları yada düşük bir ihtimal üçkağıtçı, istanbulda yaşıyorsanız ikinci olasılık daha yüksek, yine bir acaba mı olasılığı. hep bir başka olasılık olma olasılığı. doğruyu bulmak zor, keşke gerçeği gösteren bir gözlük olsaydı. neyse kısa keseyim. bir bankta otururken düşünceli düşünceli hava da yağmurlu, bana doğru yaklaşan birini gördüm. beni biraz dertli görmüş olacak ki bana doğru geldiği aşikar. bir yandan da dostlarımı düşünüyorum neredeler diye, illa gel mi demem gerek diye falan filan. neyse bozuntuya vermeden oturmaya devam ediyorum. gözler yağmura fısıldarken, üzeri yırtık pırtık abimiz en sonunda yanaştı ve "hayırdır kardeş bir derdin mi var" dedi. ben ve derdim benim ve derdimi soran belki başka dertli dilenci abim. bi sıkıntı yok abi eyvallah dedikten sonra abimiz "sıkma canını" deyip usulca uzaklaştı yanı başımdan. hali yalnızca yaşayan anlarmış. siz bir hali bilirsiniz ama anlayabilmek başka bir olay. neden anlattım bu olayı, sizin bazı dost bildikleriniz sormaz iken bazı şeyleri, anladığımızı sandığımız sizden az mı dertli olan birinin gelip size derdini sorması. beyniniz yandı dimi. anlatabildiğim kadarıyla bu.

başlıkta bülbülü anlamak diyor ya o bülbül gülün bülbülüdür. mecnun çöle düşmüş ya neden düşmüş biraz olsun anlıyorum. ferhatı ve keremi hatta hasan boğuldu var bir de. sabrın ne demek olduğunu gördüm. Allah sabrınızla sizi sınamasın. bilmekten geçip biraz olsun anlamak nasibimize düştü belki de, yani biraz olsun anlamak, tam anlasam herhalde kaybolurdum. hani şiir de diyor ya "bela gökten yağmur gibi yağsa, başını altına tutmaktır adı aşk". bela mıdır bilmem ama hayat dediğimiz okyanusvari bir yerde bir damla başımıza düştüğünde dengemizi kaybedebiliyoruz. başımız altında kalacak kadar yağsaydı demek ki vay halimize. aslında olayda bu zaten razı olmak ve rızasını kazanmak. bir gün birine iyilik yaptığınızda karşılığında Allah razı olsun alınıyorsa eğer onu hafife almayın, inşallah onun hatırına kazanırsınız. ne güzel ki o şiirleri yazabilenlere... helal olsun...

(saçmalıyorsam beni maruz görün,
başa düşen damlanın etkisi bunlar,
anlık olarak içten gelim dışa dökümdür,
kimseyi rahatsız etmez.)

irfan.

No comments: