Thursday, November 8, 2012
birazdan kıyamet başlıyacak
başlasın
geldik gidiyoruz bağışla bizi
büyük uykular gördük rüyada
hayra yorduk herşeyi
herşey dediğin nedir ki
sen bilirsin kalbimizi
durur unutsak yenilgimizi
durur kaybetsek sudaki izimizi
kalbimiz dediğin nedir ki
aşk var aşk yok
birarada tutamaz ikimizi
geçtik dünyanın arasından
geçtik bu küçük omuzlarımızla
maviler giymiş ağlayan meleklere
tarifsiz kadınlara
düşmüş bayraklara gecikerek
geçtik dünyadan bağışla bizi
yaptıklarımız için
yapmadıklarımız için
elimizi
dilimizi
Allah'ım
bağışla bizi
birazdan kıyamet başlayacak
lütfen
mevlana idris
Thursday, March 29, 2012
karanlığı emzirir yığın-yığın gölgeler, can ateşi soluk göz-bebeklerine tüner. bir sure kanat çarpar artık yorulmuş bir kuş, inişinin kararan havalarından düşer.
Tuesday, October 4, 2011
Birkaç gün
Belki birkaç ay
Gözlerin düşmüştü aya,
ay yoktu ama, gözlerinse yanımda
Sonra bir rüzgar çıktı usulca bi fırtına
uzaklardan bir şeyler getirdi bana
belki göremedim ama duydum defalarca.
Birkaç gün önce,
belki birkaç ay
Bir yağmur yağdı asla ıslatmayan
hiç üşütmeyen ama beni ısıtan,
Sonra bir müzik duydum
kulağımda olmayan
içimde hissettigim, vücudumda dolaşan
Birkaç gün önce,
belki birkaç ay
Dünya döndü ters ama kimse duymadı
duyan biri vardi o da tabiki ben
sonra bir şimşek çaktı hiç ses çıkarmayan
gördüm ışığını gözümle
ışık değildir parlayan.
Ah Muhsin Ünlü
Saturday, October 1, 2011
öylesine bir mektup!
Öyle içimdesin ki. Yanağımda dolaşan rüzgardan daha gerçek dokunuşların. Küçük, ürkek, kesik dokunuşlarınla, belki de her zamankinden daha yanımdasın. Yani öylesine, o kadar bensin ki. Ah nasıl anlatsam. Boşuna bu çabalarım, doğru kelimeleri aramalarım. Ne kitaplar yazıyor, ne de sözlüklerde karşılığı var. Yalnızca hissediyor insan, yaşıyor. Kelimeler eksik, kelimeler yaralı. Kelimeler cılız.
Taşımıyor, anlatmıyor, tanımlamıyor bu duyguyu. Ben de. Çok başka bir şey. Sevginin ortasında, derin acılar hisseder mi insan? Aydınlık gülümsemelerin içine, hüznü yerleştirir mi durup dururken? Gözlerine buğu,diline sitem, yüreğine burukluk, çöreklenir kalır mı asırlarca?
Gelmeyeceğini bildiği mektup için, posta kutusunu hep aynı heyecanla açar mı? Dedim ya, başka bir şey bu. Ne kadar yalnızsam, o kadar seninleyim şu günlerde. Belki de en başta, tutup seni en derinlere koydum diye oldu bunlar. Kimseler ulaşmasın diye, kimselerin bilmediği, bulamayacağı yollara götürdüm seni. En derinlerde tuttum. Bana sakladım. Derine, hep daha derine.
Seni yapayalnız, bir tek bana bıraktım. Paylaşamadım yanlış yaptım. Sana ulaşan yolları kaybettim diye bütün bu şaşkınlıklar. Kendimi oradan oraya vurmam. Sağımda, solumda, ne zaman dikildiğini bilmediğim duvarlara çarpmam, hiç görmediğim çukurlarla boğuşmam. Denizlerin, gürültüyle gelip vurduğu dehlizlerin, acılı duvarları gibiyim.
Duvarlarım yosunlu, duvarlarım kaygan, duvarlarımdan hiç tükenmeyen sular sızıyor. Tutunamıyorum. Renklerim, gün içinde değişiyor. Soluyorum, soğuyorum. Güneş ulaşmıyor içerilerime. Küfleniyorum, yaşlanıyorum. Yalnızlıklar peşimde. Dokunduğum her ıslak duvardan, pis kokulu bir yalnızlık bulaşıyor üstüme. Yapış yapış, vıcık vıcık bir yalnızlık bu. Biliyorum, bütün bunlar, hep benim suçum.
Seni sakladığım yere ulaşamaz oldum. Yollar, gitgide uzadı ve karıştı. Ümidimi ısıtacak, parlatacak, kımıldatacak bir şeylere ihtiyacım var. Ah onun ne olduğunu biliyorum. Sonu sana geliyor her cümlenin. Her şeyin başı içinde ve sonundasın. Bu değişmiyor. Öyle içimdesin ki. Birden aklıma geldi, tuttum sana bir mektup yazdım dün.
Çok mutluydum. Gün içinde neler yaptığımı, nelere kızıp, nelerle mutlu olduğumu, tek tek anlattım. Mevsimlerin ve insanların nasıl karışık ve beklenmedik olduklarını yazdım.
"Yine zamansız yağmurlar" dedim, "Daha önce, hiç bu kadar zayıf değildi güneş ışınları" dedim, "Gerçekten buradaki şarkıları hiç öğrenmeyecek, bilmeyecek, söylemeyecek misin?" dedim. Çok uzun bir mektup oldu. Başından sonuna kadar okudum da.
Neler yazmışım diye merakımdan.
Sonra çekmecemden bir zarf çıkarıp, adını yazdım. Büyük harflerle, yalnızca adını. Adresini bilsem gönderir miydim, bilmiyorum. Mektup cebimde. Cebim yüreğime yakın. Yüreğim sende. Sen yüreğime yakın. Öyleyse mektup sende.
Can DÜNDAR
Friday, August 26, 2011
ne farkeder bir rüya olsan?
Sunday, August 14, 2011
“Rabbişrahli sadri ve yessirli emri.
Vahlul ukdeten min lisani ve yefkahu kavli”
“Ey rabbim.
Göğsümü aç, genişlet. İşimi kolaylaştır.
Dilimde bulunan düğümü çöz de anlasınlar beni”
(Taha:25-28)
Hz. İbrahim'in duası
“Rabbic’alni mukimessalati ve min zürriyeti.
Rabbena ve tekabbel dua.
Rabbenağfirli veli valideyye velil muminine yevme yekumul hisab”
"Rabbim beni namazı dosdoğru,
mükemmel şekilde kılan bir insan yap.
Zürriyetimden de böyle insanlar yarat.
Ey Rabbimiz! Dualarımızı kabul et.
Rabbimiz, Kıyametin kopacağı günde, beni ana ve babamı ve müminleri bağışla.
(İbrahim:40–41)
Monday, August 1, 2011
her gemi biraz deniz
yoksun.
ve hepsi hiç kimseler yokken üst üste gelerek sanki altında kalmış gibi hissettiyor bana.
altında kaldıklarımın sessizliğidir belki de konuşamadıklarım.
yoksan yoksundur aslında. ne diye görmezlikten gelirim ki hala.
ne ümitlerle çıkmıştık, çıkmaya çalıştık, ulan çık hatta be,
yollar bitmiştir muhtemelen ya da yanlış yoldayızdır belki, hani ümitlerde bişey yok yani, duruyor olduğu yerde.
yine yelkenleri açtık gidiyoruz, bakalım nereye kadar,
hangi limanda unutacağız yahut bulacağız sizi bilmiyorum,
gelip geçerken limanlarınızdan bi el sallarsınız artık.
sizi bulmak yada unutmak çok mu kolay,
kolay olsa neye yarar,
gözler dolmuş,
hep kaçar,
hep kaçar...
http://fizy.com/#s/1ahq1f
Ramazan'da geldi ayrıca, heyecandan uyuyamadım dün sabah,
ulan baksana ramazan bile geldi be...
neyse hayırlı Ramazanlar...
