Saturday, July 30, 2016

napsak bilemedim. ne uzun gün ne uzun gece. ulan bu sustuklarımız kaç hece. oku oku biter mi ha diyince? napsam bilemedim. sevindim, mutlu oldum kardeşimi mutlu görünce. mutluluk, kendinden geçip başkasının derdiyle hemhal olmak imiş. o zaman da öyle olacak mı?

allah güzel anılar biriktirmeyi nasip eylesin bizlere. yazasım var, dökesim var ama saat sabah 4 oldu, uykum peşimde koşan at misali. peki göğüs kafesinin içindeki yana yakıla koşan at. sizce hangisi hızlı. 
peki sizde hangisi daha hızlı... 
şimdilik bu kadar... 
selametle...

irfan...

Wednesday, July 27, 2016

tebessüm




eksik olmasın gönlünden neşeyle hüzün. eksik olmasın yüzünden tebessümün. bir tebessüm ki yaksın içi buz tutmuş soğuk yüzleri. sen, eksik etme tebessümünü, ben de yanağındaki çukurda varolayım. yanacaksam burada yanayım. kaybolacaksam burada kaybolayım. ashabı kehf misali ölene kadar burada uyuya kalayım. sen, eksik etme tebessümünü, hayat gülmese de olur. bir gülüş gül bütün güller birlikte gülsün. bir gülüş gül, kışlar bahara dönüşsün. olur da sana kimse gülmezse sen sırtını dönme yüzünü asma, tebessümünle var oluyor küçücük bir dünya. gül sen. eksik olmasın yüzünden. sen gülmezsen yarım kalır herşey, kelimeler topal, ağır ve aksak. ve dahi bu garibin belki selası duyulur. gül sen. bayramlıklarıyla yatan mendilci bir çocuğun mutluluğu gibi dolsun. lütfen gül. gülümsediğinde oluşan yüzündeki çizgiler benim ayak izlerim. onları görmediğimde bilinmezde kaybolur giderim. gül sen, herşey çok güzel olur sen gülersen...

irfan...

Tuesday, July 26, 2016

gemi öyle mi batar?


Titanic filminin o kırılma sahnesini unutmuyorum.

Her öykünün bir kırılma noktası vardır ya. Ancak öykünün sonuna gelince görebileceğiniz bir kader eşiğidir orası. Bana göre, yaşanmış Titanic öykünün kırıldığı an da şurasıydı: Titanic’in enkazına ulaşmaya çalışan araştırmacılar, kazadan bir genç kız olarak kurtulan yaşlı kadını araştırma gemisine aldılar. Bilgisayar ekranından Titanic’in buz dağına nasıl çarptığını, hangi açıyla denize yattığını, nasıl parçalandığını, parçalarının denizin dibine nasıl vurduğunu birlikte seyrettiler. Bu sırada bilgisayar ekranında, geminin animasyon programıyla simüle edildiğini, yani kazanın görsel olarak birebir canlandırıldığını görüyoruz. Bu kısa gösterinin ardından, araştırmacılar birlikte yaşlı kadının gözlerinin içine bakar. Bir doğrulama beklerler, onay sözü umarlar. Kadın derin bir nefes alır, iç geçirir. Araştırma grubunun şefine dönerek, “Teşekkür ederim, bu detaylı otopsi raporunuz için!” der. Sonra hepsini şaşkına çeviren cümlesini söyler: “Ama genç adam, gemi öyle batmadı. Gemi öyle batmadı...” Derin bir sessizlik gelir ardından.

Şimdi sen de ey okuyucu, epeydir unutmuş olabileceğin derin bir sessizlik örtüsü al üzerine. Sessizliği ve sükûneti kalbinin üzerine bir yorgan gibi sar. Ayaklarının altından dünya toprağını itiver. Kapının ardına at seni oyalayanları. Yalnız ve yalnız kal. Yanından geçip giden gürültüleri unut. Gününü şenlendiren telaşları süpürüver zihninden. Tozlar uçuşsun havada. Bir kelebek kanadı değsin alnına. Bir kuş tüyü hafifçe salınsın gözlerinin önünde. Derin bir sessizlik bul kendine.

Filmin devamında görüyoruz ki, gemi aynen bilgisayarda gösterildiği gibi battı. Otopsi raporu birebir doğruymuş meğer. O dev cisim gecenin koyu karanlığında en az kendisi kadar dev bir buz dağına çarptı. Çok geçmeden su almaya başladı, yan yattı, batmaya başladı. Batarken ortasından ikiye bölündü. Olayın kahramanları olarak sadece gemi ile buz dağını gördüğünde, “gemi böyle battı” oluyor. Otopsi raporunun hiç eksiği yok gibi...

Peki ama yaşlı kadının itirazı neydi? Onun farklı bildiği bir şey mi vardı? Yıllar önce olup bitmiş ve sadece tarihi ile, mekanı ile, ölen ve kurtulanların sayısı ile hatırladığımız olayı hayâlen de olsa yeniden “yaşadıktan” sonra, sinema salonundan çıkarken kalbimize düşmesi muhtemel hüzün ve burukluk farkı açıklıyor... “Hayır genç adam, gemi öyle batmadı!” uyarısını nasıl da başında anlamadığınıza yanıyorsunuz. Demek istiyor ki yaşlı kadın, orada insan vardı, insanlar vardı. Sadece gece, deniz, gemi ve buz dağı değil; insanlar da vardı. İnsanın olduğu yerde ise özlem, ideal, aşk, tereddüt, bencillik, gurur, fedakârlık, şefkat, tutku, umut, hayâl, hüzün, sevinç, keder, neşe, korku, cesaret, dürüstlük, ikiyüzlülük.. vardı. Sadece iki hayâlî kahraman arasında geçen hayalî aşk öyküsünün buruk ve mahzun bitişi bile, geminin batışına asla hayâl edemeyeceğimiz bir renk ve ses kazandırıyor değil mi? Gemi sulara gömülürken, bir aşkı yarım bıraktı, bir gururu kırdı, bir hayâli bitirdi, bir özlemi yok etti... Yani, içinde insan olan gemiler öyle bilgisayar ekranında canlandırıldığı gibi batmıyor. Yaşlı kadın haklı...

Şimdi iyi düşün ey okuyucu! Sence de gemiler öyle batmıyor mu? Yani sadece gövdesiyle, sadece bir denizin orta yerinde, sadece sayısını bildiğin adamlarla birlikte suyun dibini boyluyor değil mi? Öyle duygusuz batıyor gemiler değil mi? İçinde insan özlemi yokmuş gibi. İçinde bir çocuğun yolunu gözlediği bir baba yokmuş gibi mi batıyor sence gemiler? Uçsuz bucaksız denizin ötesinde hayâller büyüten bir insan, hiç hesapta olmayan bir kaza ile boğulunca, sence yeryüzündeki insanların sayısı sadece bir eksiliyor mu? Yalan yok; hepimiz gemilerin öyle battığını sanıyoruz. Biraz mekan bilgisi, ölü, yaralı ve kayıp sayısı... Hepsi bu. Sonrası ve fazlası yok.

Sadece gemileri mi öyle batırıyoruz sanıyorsun? Arabalar da öyle çarpışıyor sana göre. Bir trafik kazası, bir gazete haberindeki ölü ve yaralı sayısından ibarettir sana göre. Nasılsa her zaman böyle bir haber olur gazetelerde. Bugün de var, yarın da olacak. Sıradan bir olaydır. Aramızdan bir bir eksilenler oluyor; o kadar. Sence, akşam işten dönüşte kızına oyuncak bebek götüren bir baba, ters yola girmiş bir kamyonun altında kalmayı hak ediyor mu? Kariyerinde bir sarhoş sürücünün kazayla öldürdüğü adam olmak var mıydı sence? Okuduğun gazete haberinde ölü sayısını tamamlayan kadınlardan herhangi biri, sence, evinde bu akşam annemiz gelmese de olur diye mi bekleniyor? Adı trafik kazasında geçen çocuklardan biri, sence, ben büyüyünce trafik kazası haberi olacağım diye mi hayâl ediyordu?

Sadece trafik kazaları mı? Sana göre depremler de öyle oluyor. Sen depremi sadece Richter ölçeğine göre hesaplıyorsun. Yavrularının gülüşlerini sağır ve duyarsız betonun altında bırakmış çaresiz bir adamın kalbindeki sarsıntıyı hiç hesap etmiyorsun. Sana göre depremin hesabı basit: Ölü ve yaralı sayısı, kurtulanlar, kurtulamayanlar... Deprem oldu ve bitti sana göre. Aramızdan sadece on beş bin kişi eksildi. Yuvarlak hesap on beş bin... Ama bu “yuvarlak” hesabın her rakamında, bir insan var, ayrı bir insan var. Özlemleriyle, özledikleriyle, hayalleriyle, umutlarıyla, hüzünleri ve sevinçleriyle bir insan. Kimdi o insan? Birinin çok sevdiği eşi, birinin bakmaya kıyamadığı güzeller güzeli kızı, birinin dünya tatlısı dedesi, birinin cennet kokulu bebeği... Haberin var mı, onlar hâlâ eve dönmediler. Sevdiklerinin yanında yoklar. Gülüşleri uzaklarda kaldı. Hayâlleri tüller ardına göç etti.

Ey okuyucu, sence bir insanın aramızdan çekilmesiyle bıraktığı boşluk hesap edilebilir mi? Sadece bir rakam mıdır insan? Serseri kurşunla ölen genç kız, askerden tabut içinde dönen delikanlı kaç kişi ediyor annesinin kalbinde? Sen unutacaksın o haberleri. Sence, bir ana ciğerparesini unuttu mu? Sence o babasından oyuncak bebek bekleyen kız çocuğu avutuldu mu? Sana göre, depremin enkazı kaldırıldı, kaza yapan araçlar yoldan çekildi, şehitlerin cenazeleri memleketlerine gönderildi, serseri kurşun kurbanı genç kız toprağa verildi... İyi ama, biricik kızını beton altında bırakan babanın kalbindeki enkaz hâlâ duruyor tozuyla toprağıyla. Yoldan savrulan araçların ayrılıklara savurduğu aile üyeleri hâlâ kavuşamadı. Yavrusunu tabut içinde karşılayan ananın yüreğindeki acı hâlâ soğumadı. Ana yüreğindeki hasret memleketine gönderilip de unutulmadı. Serseri kurşunun alıp götürdüğü genç kızın boş bıraktığı oda hâlâ hüzünle dolu, toprağa verilmedi, verilemedi.

Gemi öyle batmaz, sevgili okuyucu. Kazalar da öyle olmaz. Deprem de bildiğin gibi değildir. Kurşunun dokunduğu yer sandığından daha derindir. Bir insanın bıraktığı boşluk hesaba gelir değildir...

Senai Demirci

Friday, July 22, 2016

gönül


gönül ne demek. gönlü ne zaman anladık. kim anlattı size yahut ne zaman öğrendiniz. öğrenebildiniz mi. gönül kelimesinin başka dillerde anlamının olmadığını biliyor muydunuz ve gönül kelimesinin karşılığını kaçımız biliyoruz? çoğumuz biliyoruzdur yada bildiğimizi sanıyoruz. kim tarif edebilir. doğru kelimeleri bulabilir misiniz. doğru kelimeler elbette ki var. yahut var olduğunu sanıyoruz. yine karmaşık şeyler. olsun, yine de kelimeler iyi ki var. işte insan tarif edemediği hissin başka bir gönülde tezahürü ancak bir şekilde sağlanabilmesi için var. gerçi gönülden gönüle giden bir yol vardır göz ile görülmez bu bir sırdır derler, doğrudur ve söze ihtiyaç yoktur aslında. zaten kelimeler bu sırrı ifşa etme konusunda eksik, zayıf, aciz kalır esasında. birkaç karmaşık söz ve aah bu gönül şarkıları...

gönül, yürekte oluşan güzel duygular kaynağıdır diyor tdk. yani kalbin ruhudur demek istiyor. bağlılık, sevgi, aşk, sadakat, kırgınlık taşır. nefret etmez ama kırılır belki gönül koyar. burası çok önemli, nefret edemez, nefrete yer yoktur gönülde. güzel insan, gönlünü bu yüzden emanet eder başka bir gönüle. verecek başka güzel bir şeyi yoktur çünkü. başka bir gönül hoş ise gönüller saray olur. boş ise heryer herşey virane. gerçi gönlü olana virane de saraydır. hatta viraneyi yüksek mertebe sayar gönlüne. gönül güzel sevmez, gönül sevdiği için güzeldir...

gönül hakkında birşeyler yazmak istiyorum ama gönlüm müsade etmiyor bana :) yunus emre'den bana gelsin, size gelsin bir şiir. varsa sizinde söylemek istedikleriniz bizler herkesi dinleriz. herkesi severiz. varsa gönülden susmak istedikleriniz onları bile dinleriz. bize suskunluğu dinlemek düşmüş. çok olmazsınız yük olmazsınız.

çiçeklerle hoş geçin, balı incitme gönül.
bir küçük meyve için, dalı incitme gönül.
başın olsa da yüksek, gözün enginde gerek,
kibirle yürüyerek, yolu incitme gönül...

mevla verince azma, geri alınca kızma,
tüten ocağı bozma, külü incitme gönül.
dokunur gayretine, karışma hikmetine.
sahibi hürmetine, kulu incitme gönül...

sevmekten geri kalma, yapan ol, yıkan olma.
sevene diken olma, gülü incitme gönül.
konuşmak bize mahsus, olsa da bir güzel söz,
ya hayır de, ya da sus, dili incitme gönül...

irfan..

Wednesday, July 20, 2016


rabbimiz,
kalplerin anahtarı da senin,
kalplerin kapısı da senin
kalplerin sarayları da senin
kalpler hep senin
öyle bir namaz eyle ki
sadece ve sadece sana,
senin için secde eylesin.

ve kalplerden geçeni
yalnız sen bilensin
gafletteyse bu kalpler
rahmetinle ıslah eyleyesin
kalpler hep senin
kalpleri sana yakın olanlara
bu kalpleri yakın eyleyesin.

kalbimizden tut.

amin...

irfan.

Friday, July 15, 2016

bülbülü anlamak



bülbülü anlamak

bazı anlar vardır ki yani bazı yaşanmışlıklar ne tarif etmek için bir kelime bulabilirsiniz ne de tarif etmeye derman. karmaşık kelimesinin hakkını veren durumlardır bu zamanlar. ayırt etmek zordur hayır mı şer, şer mi hayır. siz hiç karmaşık oldunuz mu? garip bir soru oldu. karmaşık ne demek ki?

aslında susup bir köşeye çekilip herkesten ve her şeyden uzak yalnızca gerçek sevgiliye yakın yaşamak da vardı. zor olan hangisi, her şeyi bırakmak mı yoksa gerçek sevgiliye yakın olmak mı? hangisi zor bilmiyorum. kolay ne onu da bilmiyorum. insanı anlamak çok zor. insana mana yüklemek güzel ama yanıla biliyorsunuz, güzel dediğiniz aslında baktığınızda arka planda, neyse sustum. siz, siz olun, vallahi tavsiye de veremiyorum çünkü gerçekten anlamak çok zor. en güzeli anlamaya çalışmaktan vazgeçmek, yapabilir misiniz? bu soruya da cevap veremiyorum. yaparım diyen yapmayabiliyor çünkü. bir güvensizlik durumu ortaya çıkıyor bu sebeple. insan güvenmeden nasıl yaşayabilir ki? bu şekilde yaşamak ne kadar samimi olabilir ki, hep bir tereddüt hep bir acaba mı korkusu? neden bu kadar yorduk birbirimizi. halbuki doğru olmak bir değil miydi? hani nerede güzel kelimelerin hakkı? hani nerede sevginin karşılığı? doğru olmak bir idi tabi ki ama herkese değil. herkesle değil. geleceği hiçbirimiz bilemeyiz. gelecek takdiri ilahidir. kişiler her zaman değişebilir. önemli olan senin nasıl olduğundur. senin ne yaptığındır doğru olmak adına. acabalar hep olacak ama durarak da aşılmaz. yani yaşanmadan bilinmez.

kaç defa bir dilenciye derin bir gözle baktınız. dilencileri bilirsiniz değil mi. Allah düşürmesin yardım muhtaç kişiler olarak biliriz onları yada düşük bir ihtimal üçkağıtçı, istanbulda yaşıyorsanız ikinci olasılık daha yüksek, yine bir acaba mı olasılığı. hep bir başka olasılık olma olasılığı. doğruyu bulmak zor, keşke gerçeği gösteren bir gözlük olsaydı. neyse kısa keseyim. bir bankta otururken düşünceli düşünceli hava da yağmurlu, bana doğru yaklaşan birini gördüm. beni biraz dertli görmüş olacak ki bana doğru geldiği aşikar. bir yandan da dostlarımı düşünüyorum neredeler diye, illa gel mi demem gerek diye falan filan. neyse bozuntuya vermeden oturmaya devam ediyorum. gözler yağmura fısıldarken, üzeri yırtık pırtık abimiz en sonunda yanaştı ve "hayırdır kardeş bir derdin mi var" dedi. ben ve derdim benim ve derdimi soran belki başka dertli dilenci abim. bi sıkıntı yok abi eyvallah dedikten sonra abimiz "sıkma canını" deyip usulca uzaklaştı yanı başımdan. hali yalnızca yaşayan anlarmış. siz bir hali bilirsiniz ama anlayabilmek başka bir olay. neden anlattım bu olayı, sizin bazı dost bildikleriniz sormaz iken bazı şeyleri, anladığımızı sandığımız sizden az mı dertli olan birinin gelip size derdini sorması. beyniniz yandı dimi. anlatabildiğim kadarıyla bu.

başlıkta bülbülü anlamak diyor ya o bülbül gülün bülbülüdür. mecnun çöle düşmüş ya neden düşmüş biraz olsun anlıyorum. ferhatı ve keremi hatta hasan boğuldu var bir de. sabrın ne demek olduğunu gördüm. Allah sabrınızla sizi sınamasın. bilmekten geçip biraz olsun anlamak nasibimize düştü belki de, yani biraz olsun anlamak, tam anlasam herhalde kaybolurdum. hani şiir de diyor ya "bela gökten yağmur gibi yağsa, başını altına tutmaktır adı aşk". bela mıdır bilmem ama hayat dediğimiz okyanusvari bir yerde bir damla başımıza düştüğünde dengemizi kaybedebiliyoruz. başımız altında kalacak kadar yağsaydı demek ki vay halimize. aslında olayda bu zaten razı olmak ve rızasını kazanmak. bir gün birine iyilik yaptığınızda karşılığında Allah razı olsun alınıyorsa eğer onu hafife almayın, inşallah onun hatırına kazanırsınız. ne güzel ki o şiirleri yazabilenlere... helal olsun...

(saçmalıyorsam beni maruz görün,
başa düşen damlanın etkisi bunlar,
anlık olarak içten gelim dışa dökümdür,
kimseyi rahatsız etmez.)

irfan.

Wednesday, July 13, 2016

Cihanı hiçe satmakdur adı ‘ışk 
Döküp varlığı gitmekdür adı ‘ışk
Dünyayı hiçe satmaktır adı aşk
Bütün varlığı döküp gitmektir adı aşk,

Elinde sükkeri ayruga sunup
Aguyı kendü yutmakdur adı ‘ışk
Elindeki şekeri başkasına sunup
Zehiri kendi yutmaktır adı aşk

Bela yagmur gibi gökden yagarsa
Başını ana dutmakdur adı ‘ışk
Bela gökten yağmur gibi yağsa
Başını altına tutmaktır adı aşk

Bu ‘alem sanki oddan bir denizdür 
Ana kendüyi atmakdur adı ‘ışk
Bu dünya sanki ateşten bir denizdir
Ona kendini atmaktır adı aşk

Var Eşrefoğlı Rûmî bil hakikat
Vücudı fani itmekdür adı ‘ışk
Ey Eşrefoğlu Rumi gerçek olarak şunu bil ki
Var olan herşeyi yok etmektir adı aşk

rumi

Friday, July 8, 2016


merdüm-i dîdeme bilmem ne füsûn etti felek. 
giryemi kıldı füzûn, eşkimi hûn etti felek. 
şirler pençe-i kahrımda olurken lerzân. 
beni bir gözleri âhûya zebûn etti felek...


aah felek ah...
senden hiç şüphemiz yok,
lakin bu yollar böyleyse,
ya sustur ha bu uşağı,
ya güldür...

Tuesday, July 5, 2016

Bir gün olur perdeyi yâr kaldırır
seyr-i cemal ile seni güldürür

birgün olur nazlı nezaket yapar
birgün olur cam-ı meyi doldurur
birgün olur kahr u sitem cevr eder
birgün olur yâr hareme aldırır
birgün olur katline ferman eder
birgün olur la’li ile kandırır
birgün olur darb ile uryan eder
birgün olur buseden usandırır
birgün olur kuyine koymaz seni
birgün olur naz ile uyandırır
birgün olur dare çeker bend eder
birgün olur lütfuna dayandırır
birgün olur serzeniş eyler sana
birgün olur buyine boyandırır
birgün olur cahe atar lutfi’yi
sonra mısır şahlığına aldırır

alvarlı efe

Sunday, July 3, 2016

Sakiya camında nedir bu esrar 
Kıldı bir katresi mestane beni 
Şarab-ı lalinde ne keyfiyet var  
Söyletir efsane efsane beni. 

Refet nikabını ey vech-i enver 
Zulmette gönlümüz olsun münevver 
Şarab-ı lalinin lezzeti dilber 
Gezdirir meyhane meyhane beni. 

Aşıkın çok bela gelir başına 
Tahammül gerektir adu taşına 
Şem -i ruhsarına aşk ateşine 
Yanmada seyretsin pervane beni. 

Bakmazlar Dertli'ye algındır deyu 
Hakikat bahrine dalgındır deyu 
Bir saçı Leyla 'ya mecnundur deyu 
Yazdılar deftere divane beni.

dertli

Thursday, June 23, 2016

Varursan ey sabâ ol zülf-i şebgûna selâm eyle
Düşerse hem dil-i mahbûs u mahzûna selâm eyle

Sakınsun âteşümden nüh-revâkın eylerem sûzân
Beni incitmesün ey âh-ı gerdûna selâm eyle

Yine deşt-i cünûn hâlî degildür söyle şâd olsun
Var ey feryâd benden rûh-ı Mecnûna selâm eyle

Di biz çekdük ümîd-i meyve-i vaslından ey eşk el
Yolun ugrarsa ger ol nahl-i mevzûna selâm eyle

Hat-ı nev-hîzi medhin itdi fermân la’li ey Vecdî
Meded imdâda gelsün tâze mazmûna selâm eyle

vecdi

Thursday, April 28, 2016

rabbim bilinmezliklerimde bilinenim ol...
şüphelerimde eminliğim,
çıkmazlarımda yol açanım...
bu sesler nedir, hangisi sendendir diye sorgulamalarımda sesime ses ol...

her an sana muhtacım
bu yazıyı yazmak için,
bu duayı söyleyebilmek için,
düşünebilmek,
konuşabilmek,
isteyebilmek için sana,
hep sana muhtacım
rabbim her an sana muhtacım,
n'olur rabbim yanımda ol...
bilinenim..
eminliğim...
kazancım ol...
çaresizliklerime çare...

sesime ses ve aramalarıma bulma ol...
ya kaldır aradan perdeleri seni görebileyim
ya da kaldırdığım perdenin ardında seni göreyim
rabbim n'olur...
n'olur rabbim
seçimlerimde irademi benden al
ve içime SEN dol...

Saturday, March 5, 2016




Oldu cân hem-bezm-i cânân dinlemem sussun cihân
Sevgili ile buluştum. Artık kimseyi dinleyemem; herkes sussun.

Gûş-i cânım dinlesin arâm-ı cânım söylesin
Can özüm söyleyecek, can kulağım dinleyecek.

Bir zemân ben söyledim kim bildi bundan böyle de
Hayli zamandır ben söyledim; anlayan oldu mu?

Gönlümün hâlin yıkılmış hânümânım söylesin
Bundan böyle viran olmuş evim- ocağım söylesin artık.

Meşhedim mahşer kesilmiş bende yok sözden eser
Kabrim mahşer yeri gibi sessizdir.

Kıssa-i renginimi hûn-i revânım söylesin
Artık benim renkli hikâyemi akan kanım anlatsın.

Ben nihân oldumsa âsârım nihân olmaz durur
Ben kabre girer, gözden gizlenirim ama eserlerim kalacaktır.

Şânımı ahlâfa sît-i câvidânım söylesin
Bizden sonrakilere onlar anlatsın artık.

Bir zaman olsun bana seng-i mezarım tercemân
Bir müddet de mezar taşım bana tercüman olsun.

Ben yoğruldum söylemekten tercemânım söylesin
Ben söylemekten yoruldum, tercümanım söylesin


- Muallim Nâci


Ben sana senden şikayet eylemem ben sağ iken
Sağlığımda şikayet edemem sana Ey Sevgili…

Ben ölünce gel sual et üstühanım söylesin
Ben öldüğüm zaman mezarımı ziyaret et ki kemiklerim sana söylesin.


- Yozgatlı Fenni


ben of diyorum, başka bişi demiyorum.

irfan.

Wednesday, March 2, 2016


sevda

sadece yaşayanların bildiği bi şey midir. illa ölüp gidince mi devam eder bir sevgi. ölümün soğuk ayrılığı mıdır bir sevgiyi hala yaşatan. yaşarken devam edemez mi sevda. yollar ayrı gayrı olunca gönülllerde mi ayrı gayrı olmalı. sevda, şirketlerin birbiriyle imzaladığı bir sözleşme midir ki, biri bitti dediğinde fesih olsun bütün duygular. sevda, birlikte olunca güzel, yalnız olunca yada zor olunca elveda denip yeni bir başlangıca merhaba mıdır. ben anlamıyorum. elim varmıyor bir türlü anlaşmayı imzalamaya. dilim varmıyor dahi anlaşmayı okumaya.

biri öğretmeli mi acaba bana sevda pazarlıklarını, sevdalardan, duygulardan, samimiyetlerden kâr elde etmeyi. bozulan pazarlıklardan sevdiğini iflasa sürüklemeyi. ne zor bunu düşünmek bile.

insanlar sevilir, ayrılık girse bile, ayrılıkda bu işin içinde. kalbinden atamadığın insanları yok sayamazsın. yok sayamadıklarını, varlıklarından yoksun bir şekilde allaha emanet edersin. vazgeçmenin her türlü duygusu yani her ne varsa vazgeçmeye dair ihanet gibidir kendine, kişiliğine, samimiyetine başta sevgine.

herkesi ve herşeyi allaha emanet edersin. muhakkak en hayırlısını bilen ve en hayırlısını veren yalnızda o'dur. kalplerden geçeni de geçmeyeni de geçecek olanı da yalnız o bilir. geçilen yerler gidilen yollar zaten gidilmesi gerekenlermiş diyip, geriye dönüp baktığında geçilen yolların oluşturduğu küçük resim, ilerideki büyük resmin bereketi olur inşallah.

irfan.

Sunday, January 3, 2016


Söküklerini dik sözlerinin,
dilini kalbine yanaştır;
Dilinle söylediğini kalbinle de söyle.
Dikiş tutmuyorsa şayet,
söylenmeyi bırak;
sus,
Kalbinden geçmeyeni
diline değdirme.